Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi Film ve Video Programları kapsamında hazırlanan program, sinemanın anlatım olanakları aracılığıyla bireyler, kurumlar ve geleceğe dair tahayyüller arasında kurulan ilişkileri odağına alıyor. Altı önemli İngiliz yapımını bir araya getiren seçki, görünmeyen ancak etkisi güçlü bağların izini sürüyor.
Sergiyle paralel üç başlık
“Görünmez Bağlar” film programı, Ortak Duygular sergisinin yapısını takip ederek üç ana bölümde kurgulanıyor: “Özeni Korumak”, “Tanıdık Yüzler” ve “Hayali Gelecek”. Bu başlıklar altında sanatın korunması, kimlik ve hafıza meseleleri ile teknoloji ve insan ilişkisine dair farklı perspektifler sinema üzerinden tartışmaya açılıyor.
Kurumlar ve bakım pratikleri mercek altında
Programın ilk bölümü “Özeni Korumak”, koleksiyonculuk, müze politikaları ve bakım kavramını odağına alıyor. Frederick Wiseman’ın belgeseli National Gallery, Londra’daki köklü bir sanat kurumunun gündelik işleyişini izleyiciyle buluştururken, müzeyi hem yaşayan bir yapı hem de kamusal bir öğrenme alanı olarak ele alıyor.
Kimlik, hafıza ve kişisel hikâyeler
“Tanıdık Yüzler” başlığı altında yer alan bölümde ise Britanya sinemasında kadın, kuir ve beyaz olmayan anlatılara odaklanan dört film gösteriliyor. Sally Potter’ın Virginia Woolf uyarlaması Orlando kimliğin akışkanlığını tarihsel bir anlatıyla ele alırken; Derek Jarman’ın son filmi Mavi, AIDS deneyimini soyut ve sarsıcı bir sinema diliyle aktarıyor. Terence Davies’in Uzun Günün Sonu filmi çocukluk anılarına odaklanırken, Joy Gharoro-Akpojotor’un Hayalperestler adlı yapıtı göç ve dayanışma temalarını güncel bir çerçevede işliyor.
Bilimkurgu üzerinden geleceğe bakış
Programın kapanış bölümü “Hayali Gelecek”, insan, teknoloji ve yabancılaşma ilişkisini spekülatif anlatılarla ele alıyor. Nicolas Roeg’un yönettiği ve David Bowie’nin başrolünde yer aldığı Dünyaya Düşen Adam, bilimkurgu estetiği üzerinden modern dünyanın çelişkilerini yeniden düşünmeye davet ediyor.
“Görünmez Bağlar” film programı, sergiyle kurduğu diyalog sayesinde sinemayı yalnızca bir anlatı aracı değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel ilişkileri sorgulayan bir düşünme alanı olarak konumlandırıyor.

















