TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, özellikle büyük kentlerde hızla büyüyen yapılaşmanın kırsal alanları tehdit ettiğini belirterek şunları söyledi:
“Kırsal alanları yutarak büyüyen kentler toprağı yok ediyor. Oysa iklim krizi ve artan gıda ihtiyacı karşısında kentlerin dayanıklılığı sağlıklı topraklara bağlı.”
35 yılda bir İstanbul büyüklüğünde alan kente dönüştü
TEMA Vakfı’nın paylaştığı verilere göre, hem dünyada hem de Türkiye’de kent alanları son 35 yılda iki kat arttı. 1990–2018 döneminde Türkiye’de yaklaşık bir İstanbul büyüklüğünde alan betonla kaplandı. Bu, her gün 667 futbol sahası büyüklüğünde toprağın kentleşme nedeniyle kaybedildiği anlamına geliyor.
Ataç, tarım arazilerinin hızla yok olmasının gıda güvenliğini tehlikeye attığını belirterek, “Kişi başına düşen tarım alanı son 30 yılda yüzde 50 azaldı. Nüfus artışı göz önünde bulundurulduğunda mevcut tarım alanlarımız 20 yıl içinde yetersiz kalabilir” diye konuştu.
Erozyon ve yanlış tarım teknikleri verimli toprağı tüketiyor
Sadece kentleşmenin değil, hatalı tarım uygulamalarının ve kimyasal kullanımının da toprakların üretkenliğini azalttığını belirten Ataç, Türkiye’de tarım topraklarının yüzde 30’unun verimini kaybettiğini hatırlattı. Her yıl 642 milyon ton verimli üst toprağın erozyonla kaybedildiğini aktaran Ataç, geleceğe ilişkin tabloyu ise şu sözlerle özetledi:
“Mevcut gidişat devam ederse 2050’de dünya tarım topraklarının yüzde 90’ı sağlığını kaybedecek. Buna karşın gıda ihtiyacı yüzde 50 artacak.”
Yeşil alanlar kritik önemde: Türkiye’de oran %1’in altında
İklim krizinin etkileri kentlerde daha belirgin hissedilirken, yeşil alanların sıcaklıkları düşürerek yaşamı kolaylaştırdığı biliniyor. Araştırmalar, yoğun ağaçlık alanlarda sıcaklığın çevresine göre ortalama 3°C daha düşük olduğunu ortaya koyuyor. Dünya Sağlık Örgütü kişi başına en az 9 m² yeşil alan önerirken ideal seviyenin 50 m² olduğunu belirtiyor. Türkiye’de ise kentsel yeşil alan oranı yüzde 1’in altında.
“Toprağı kaybetmek yaşamı kaybetmektir”
TEMA Vakfı Başkanı Ataç, sağlıklı toprakların korunmasının yalnızca çevresel değil, ekonomik ve toplumsal bir zorunluluk olduğunu ifade ederek karar vericilere çağrı yaptı:
“Toprağı kaybeden bir ülke, suyunu, gıdasını ve doğal varlıklarını da kaybeder. Artan nüfusu beslemek, afet risklerini azaltmak ve iklim kriziyle başa çıkmak istiyorsak toprağı merkeze alan planlamalara ihtiyacımız var.”
Ataç, bozulmuş toprakların iyileştirilmesi ve doğal varlıkların korunması için bilimsel, doğa odaklı ve katılımcı planlama süreçlerinin acilen hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı.
















