Türkiye’de pek çok kişi ve kuruluş “karamsar” tablo çiziyor olsada profesyonellerin, kamu yöneticilerinin ve elbette sektöre emek verenlerin bir adım geri çekilip büyük resme uzaktan bakmasında yarar var! Belirsizliklerin “yeni, düzen” olarak pazarlanmasını bir yana bırakacak olursak, “iyimser” olmak için epey gerekçe olduğu görülecektir...
Hakan Türkkuşu
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş öyküsü, profesyonellerin gözü ile ele aldığında, günümüzün MICE (Meetings | Toplantılar, Incentives | Teşvikler, Conferences | Konferanslar, Exhibitions | Fuarlar) kavramları ile birebir örtüştüğü görülecektir. Osmanlı topraklarının işgalinden Cumhuriyet’in ilanına kadar geçen sürede sayısız toplantı, Sarayburnu açıklarından yola çıkıp Samsun’a gidiş, başta Erzurum ve Sivas kongreleri olmak üzere irili ufaklı pek çok kongre ve dünyanın ilk yüzer fuarına ev sahipliği Karadeniz vapuru ile taçlanan Cumhuriyet...
Bu hatırlatmalar aradığımız kudretin nerede olduğu konusuna bir kez daha açıklık getirdiğine göre, ilk yüzyılda kazanılan deneyim ve başarılar altında projeksiyona devam edelim. Kamu ve özel sektörün birlikte büyüdüğü, binlerce işletmenin yenilikçi ve yapıcı tavırlar sergilediği, değil onbinler (!)yüzbinlerce profesyonelin katkıda bulunduğu MICE, zaman zaman sıkıntılar ile karşılaşsa da farklı bir ifade ile aksak ritimde büyüme çabasını ortaya koymaktan geri kalmadı.
2023 yılında, Türkiye Cumhuriyeti ilk yüzyılını geride bırakırken, ülkemizin kurumsal etkinlik pazarı 1,65 milyar dolar olarak değerlendirilir hale geldi. Kuşkusuz bu durum, MICE sektörünün başarısını da tescil ediyor.
Bu konularda farklı vektörler ile kaleme alınan pek çok çalışma ve rapor mevcut. Satır aralarında hepsinin ortak paydası; gelecek 5 yıl için güçlü bir büyüme ve dönüşüm potansiyeli olduğuna yer alıyor...
Görünen köyün yolunda kaybolanlar...
Türkiye’nin MICE pazarı verileri ışığında kurumsal etkinlik pazarının 2035’e kadar yaklaşık 4,1 milyar doları aşması öngörülüyor. Bu konuda birbirini destekleyen veriler de var, çelişenler de. En yaygın kabul gören tahmin de 2024-2035 dönemi için yıllık bileşik büyüme oranı (CAGR) yaklaşık yüzde 7,9 olacağı yönünde. Kaba hesapla; 10 yıllık vadede yüzde 8’e yaklaşan bir büyümenin, en büyük marjinal faydasının ise “istikrar”...
Belki belirsizlikler bitmeyecek ama azalması yönünde büyük umut söz konusu. Bu hesaba göre; yaklaşık yüzde 8 yıllık büyüme hızı ile 2033’e kadar MICE sektörünün bütün olarak 13,7 milyar dolar seviyesine erişmesi kuvvetle muhtemel.
Bu ister istemez pazarın büyüyeceği ve büyürken de güçlü bir ivme kazanacağını düşündürüyor. Aranan umut da bu olsa gerek! Bütün bu veriler, önümüzdeki 5 yıl içinde pazar hacminin ama öyle ama böyle büyüyeceğini teyit ediyor. Mesele, bunun ne kadar sürdürülebilir olduğu ile alakalı...
Denizi geçip derede boğulma durumu...
Türkiye’nin kıtalararası coğrafi konumu, Avrupa-Asya bağlantısı ve büyük şehirlerdeki ulaşım başta olmak üzere MICE için mevcut altyapısı büyük avantaj. Ülke maksadı farklı politikalar sebebi ile zaman zaman çıkış yakalasa da, bölgesel MICE merkezlerinden biri haline gelme potansiyelini henüz iyi değerlendirme noktasında değil!
İstanbul, Antalya, Ankara ve İzmir gibi şehirler kısa listede yerli ve uluslararası etkinlikler için cazip destinasyonlar olarak öne çıkıyor. Kapadokya, İskenderun, Erzurum ve Bursa gibi merkezler de ilk grubu izliyor. Bu avantajlar, uluslararası etkinliklerin Türkiye’yi tercih etmesini kolaylaştırarak sektöre doğrudan katma değer sağlayacak. Tabii denizi geçip derece boğulma durumu bertaraf edilebilirse ve doğru strateji konusunda taktik hatalar yapılmazsa...
Dijital ve hibrit etkinlikler gözde...
Sektörde çok ciddi bir değişim hatta dönüşüm söz konusu. Dünya genelindeki trendlerde olduğu gibi Türkiye’de de dijitalleşme, hibrit etkinlik modelleri, yenilikçi deneyim tasarımı ve teknoloji entegrasyonu yükselen eğilimler arasında yer alıyor. Ayrıca, sektör uzmanlarının yıllardır gerçekleştirilen kongre ve sempozyumlarda vurguladığı konulardan biri de dijitalleşme ve sürdürülebilir çözümlerin Türkiye MICE sektöründe önümüzdeki dönemde daha da öne çıkacağıdır.
Bu konularda öne çıkanlar var ancak mikro ölçekte, henüz makro seviyeye çıkan yok. Bu göz ardı edilmemesi gereken bir eksiklik.
Atılan taş ürkütülen kuş meselesi...
MICE, genel ekonomi içindeki beklentileri karşılıyor. Hizmet sektörü içindeki turizm gelirlerinde yüksek katma değere sahip bir segment olarak kabul ediliyor ve Türkiye’nin 2025-2026 dönemi turizm gelirinin, onca olumsuzluklara karşın yaklaşık 20 milyar dolar olarak gerçekleşmesi bekleniyor.
Burada hak ettiği değeri ne yazık ki göremeyen ancak MICE etkinliklerinin kişi başı harcamalarının genel turizm harcamalarının oldukça üzerinde olduğu gerçeği. Bu da hem çeşitlilik açısından hem de katma değer açısından MICE sektörünün ayrı değerlendirilmesi gereği gerçeğini ortaya koyuyor. Meslek kuruluşlarının bu konuda yapacağı çağrılar ve hatta kampanyalar kamuoyunun MICE sektörü ve bileşenlerinin değerini anlamasına katkı sağlayacağı da şüphesiz.
Atılan taş, söz konusu MICE olduğunda, ürkütülen kuşa değiyor!
Henüz aşıl(a)mayan meseleler!
Türkiye’nin girişimleri olmakla birlikte bugüne kadar kayda değer bir “pozitif” algı yaratacak bir markadan yoksun olma durumu söz konusu. Belki koordinasyonsuzluk, çok başlılık, belki iş bilmezlik hatta yanlışlar gerek markalaşma ve gerekse de uluslararası tanıtımı istenilen seviyeye getiremedi. Her ne kadar Türkiye’nin potansiyeli yüksek olsa da küresel düzeyde bilinirliği MICE vektörü ile ne yazık ki yetersiz! Havayolları peş peşe uçuşlarını iptal ederken “MICE destinasyonu” olarak tanımlamakta elimiz giderek zayıflıyor.
Kamunun üzerine düşen ancak hedefe ulaşmayan teşvik sistemleri ve destek mekanizmalarını unutmamak gerek. Her anlamda altın yumurtlayan bir sektörün finans yükünü bankacılık sektörü ile halledebileceği düşünülemez! Meslek örgütlerinin plan ve program kapsamında, hedeflerini de gözeterek devlet destekleri ve özel teşvik programlarını masaya yatırması gerekir.
Makro da bunlar konuşulurken mikroda da yapılması gerekenler var elbette:
Listede ilk sırayı da hizmet kalitesi ve sürdürülebilirlik alıyor. Bir ürün ya da hizmet için kolayca “pahalı” damgası vurulabiliyor. Kimse maliyetine bakmıyor, eder mi etmez mi diye tartışmıyor. “Param var, en pahalısını ben yerim” anlayışı da dünyada geçmiyor! Buna bel bağlayanlar da hayal kırıklığı zirvesinde sinek avlıyor.
Etiket, bir anda her şeyin belirleyicisi oluveriyor. Oysa dünyada çok farklı “benzer” ama “farklı” fiyat aralıkları ile ürün ve hizmetler sunuluyor. Hizmetin standart ve sürdürülebilir olması uluslararası arenada rekabet açısından önemli. Maliyet yapısı, hizmet standardı ve sürdürülebilir uygulamalar, önümüzdeki dönemde rekabet avantajı yaratacak alanlar olarak öne çıkıyor.
Hayallerimiz var, neden “gerçek” olmasınlar?
Düzenlenen etkinlik sayısının artması, katılımcı profili çeşitlendirecek ve artacak sayı daha fazla etkinlik için girişimcilere cesaret verecek, sektör güçlenecek.
Hibrit ve/veya dijital etkinlik modelleri ile konvansiyonel etkinliklere kıyas ile maliyetler düşecek, talep artması durumunda işletme modelleri çeşitlenecek ve sektör canlanacak.
Bütün bu Pazar hareketliliği ve faaliyet zenginliği uluslararası arena yankılanacak ve epponensyel oranda etkisi görülecek. Neticede Türkiye’nin küresel MICE listelerinde daha yüksek sıralara çıkması, yuvarlanan kar topu gibi hızla büyüyecek. Büyüdükçe vizyon ve tanıtım çalışmalarına da yansımaları olacak.
Türkiye uluslararası alanda sadece büyük kongre ve fuarları kovalayan bir ülke olmaktan çıkacak, niş pazarlara yönelik butik etkinliklerle de büyüyecek.
MICE’in turizm gelirinden aldığı payın artması hedefleniyor; mevcut trende göre 2030’a kadar bu payın daha da güçlenmesi için engel yok, tabii bizler koymazsak...
Kaz gelecek yerden esirgenecek tavuk ne ki!
Amiyene laftır ama Türkiye’nin teknolojide büyümek hayali veya hedefi konjonktür gözetildiğinde gerçekçi değil. Tarımda büyümeyi seçmediğimiz de ortada. Uluslararası normlarda güçlü bir sermaye olmadığı da ortada. Bu durumda MICE ve etkinlik yönetimi tek olmasa da ele gelir tek sektör olarak öne çıkıyor.
Gelecek 5 yıl içinde hem nicelik hem de nitelik açısından ciddi bir büyüme eğilimi gösterme potansiyeline sahip. Büyümenin arkasında coğrafi avantaj, altyapı, dijitalleşme, katma değerli turizm stratejileri ve pazarın küresel bağlamda rekabet kapasitesinin yükselmesi gibi faktörler yer alıyor. Ancak bu büyüme sürdürülebilir ve uluslararası ölçekte daha belirleyici olabilmek için stratejik planlama ve destek politikaları gerekiyor...













